TOKYO, 1 Nisan (Xinhua) -- Japonya Kara Öz Savunma Kuvvetleri mensubu genç bir subayın karıştığı şok edici olay, basit bir güvenlik ihlalinin çok ötesinde bir yankı uyandırdı. Tokyo'daki Çin Büyükelçiliği'nin dışındaki dikenli telden duvarı aşıp zorla yerleşkeye giren Murata Kodai'nin, elinde 18 santimetrelik bıçakla tehditler savurarak, Çinli diplomatik personeli 'Tanrı adına' öldüreceğine dair yemin etmesinin üzerinden tam bir hafta geçti.

Japon polisi, olayı sadece 'kanunsuz giriş' gibi hafif bir suç olarak kayda geçirirken, Savunma Bakanı'nın da aralarında bulunduğu üst düzey yetkililer ise durumu 'son derece üzüntü verici' gibi baştan savma ifadelerle geçiştirmeyi tercih etti.

Çin: Japonya'nın uzun menzilli füze konuşlandırması endişe verici
Çin: Japonya'nın uzun menzilli füze konuşlandırması endişe verici
İçeriği Görüntüle

Oysaki teğmen olarak görev yapan 23 yaşındaki Murata'nın işlediği suç, 'münferit bir kamu güvenliği olayı' denilerek önemsiz gösterilmemeli, aksine Japon toplumu ve askeri kurumlarındaki ideolojik çarpıtmalar, siyasi radikalleşme ve kurumsal kayıtsızlığın birleşimi olan derinlerdeki unsurları su yüzüne çıkaran bir olay olarak görülmeli.

Japon basınında yer alan haberlere göre Murata, Japon ordusunun belkemiğini oluşturan askerleri yetiştirmek amacıyla kurulan, günümüzde de tarihsel revizyonizmin ocağı olduğu düşünülen Kara Öz Savunma Kuvvetleri subay okulundan kısa süre önce mezun oldu.

Bu okulda 2024 yılında okutulan ders kitaplarında, Okinawa Savaşı'nın 'Japon askerlerinin uzun süre cesurca çarpıştığı bir savaş' şeklinde tasvir edildiği, ancak Japon askerlerinin yerel sivillere karşı işlediği zulümlere değinilmediği belirtiliyor. Öte yandan kamuoyu baskısı sonucu kitaplarda kısmi düzeltmeler yapıldığı ifade ediliyor.

Sorunun temelinde ise Japonya'nın savaş dönemindeki saldırgan tutumunu aklayıp çarpıtan, sözde 'Yasukuni tarihsel bakış açısının' kalıcı etkisi yatıyor.

Japonya Öz Savunma Kuvvetleri subaylarının yetiştirildiği, Japonya Ulusal Savunma Akademisi gibi kurumların öğrencilerinin, 'fiziksel ve zihinsel dayanıklılığın geliştirilmesi' bahanesiyle, A sınıfı savaş suçlarından mahkum olan 14 kişinin onurlandırıldığı Yasukuni Tapınağı'na yapılan yürüyüşlere katıldıkları biliniyor. Öte yandan Japon militarizminin sembolü olan bu tapınağa yapılan yürüyüşler gibi uygulamalar, geleceğin askeri liderleri arasında tarihe ilişkin revizyonist bir anlayışın normalleşmesine yol açma riski taşıyor.

Bu iç ideolojik şartlanma, giderek sağa kayan siyasi iklimle birlikte kendini göstermeye başlamış durumda. Japonya'daki sağcı güçlerin, silah ihracatına yönelik kısıtlamaların gevşetilmesi ve 'karşı saldırı yetenekleri' edinilmesi yönündeki son yıllardaki hamleleri, Japonya'nın pasifist anayasasının ruhunu aşındıran adımlar olarak görüldü. Başbakan Takaiçi Sanae ise göreve geldiğinden bu yana bu yöndeki adımlara hız verdi.

Siyasi mesajlar ile toplumsal eğilimler arasındaki etkileşim de ülkede istikrarsız bir ortama yol açtı.

Dolayısıyla Çin'in Tokyo Büyükelçiliği'ne zorla girilmesi olayının, tek bir kişinin aşırıcılığının değil, uzun vadeli ideolojik etkilerin birikiminin sonucu olduğu görülüyor. Japonya'nın militarist geçmişiyle bu olay arasındaki benzerlikleri görmezden gelmek de oldukça zor.

Olay, daha geniş kapsamlı bir uyarıyı gözler önüne seriyor. Silahlı personel diplomatik normlara ve anayasal ilkelere meydan okumaya başladığında ortaya çıkabilecek risk, nadir bir 'siyah kuğu' olayının ötesine geçip ufukta sistemik bir sorun olarak belirmeye başlıyor.

Bu nedenle uluslararası toplumun teyakkuzu sürdürmesinin yerinde olacağını belirtmek gerekiyor. Tarih, militarist düşüncenin yeniden yükselişe geçmesinin, başlangıçta yüksek sesle kendini ilan etmediğini, ancak sonuçlarının çok geniş kapsamlı olabileceğini gösteriyor.

Kaynak: RSS