Kanada Başbakanı: LNG Canada'nın genişleme projesi Asya ile ticari bağlarımızı güçlendirecek
Kanada Başbakanı: LNG Canada'nın genişleme projesi Asya ile ticari bağlarımızı güçlendirecek
İçeriği Görüntüle

Çin Halk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti bundan elli beş yıl önce, 1971 yılında
diplomatik ilişki kurmuşlar. O zamanlar, Çin nasıl bir Çin'di, Türkiye nasıl bir
Türkiye'ydi?
PROF. DR. GÜVEN SAK /TEPAV Kurucu Direktörü --İki ülkenin karşılıklı ilişkilerini
ele almak için öncelikle bundan elli beş yıl önce her ikisinin de ne tür kabiliyetlere
sahip olduklarına bakmak gerekir.
Sonra da bugün nereden nereye geldiklerini konuşabiliriz. Harvard Üniversitesi
bünyesindeki Growth Lab, bu tür genel bir karşılaştırma için bir metodoloji sunuyor;
oradan başlayalım. Buna göre, ülkeleri sahip oldukları imkanlar seti ve sıçrama
kabiliyetleri açısından dört gruba ayırabilmek mümkün.
Çin ve Türkiye’nin bu dört grup içinde 1960’ların başından 2024’e nasıl bir seyir
izlediklerini inceliyoruz. Dörtlü ayrım ülkeleri birbirinden kolayca ayrıştıralım diye
elbette. Yoksa daha ayrıntılı bakmak da mümkün.
Sağ üst grupta, imkanlar seti geniş ve sıçrama potansiyeli yüksek ülkeler var. Bu tür
ülkelerin süratle zenginleşebilmesi için “doğru” politikalara ihtiyaç var. Nedir burada
“doğru” olan? Makroekonomik istikrar, hukukun üstünlüğü ilkesine uyum,
sözleşmelere uyumu temin edecek güvenilir bir yargı sistemi, elbette yargı
bağımsızlığı. Say sayabildiğin kadar. Ama Çin ve Türkiye için ba­karken herhalde
buna bir de siyasi istikrarı eklemek gerekiyor.
Çin, 1960’ların başından itibaren di­ğer ülkelerle kıyasladığımızda bu sağ üst grupta
yer alıyor. Grup içinde Çin’in seyri son derece ilginç aslında. Ülke 1971’den 1992’ye
sağ üst grup içinde aşağı yukarı salınıyor; bir iniyor bir çıkıyor.
Çin inovasyonda ilerledi
Ama 1992’den itibaren son derece düzenli bir biçimde, adım adım, planlanmış gibi
sağ alt kümeye doğru hareket ediyor. Nitekim sonunda bugün, yirmi birinci yüzyılın ilk
çeyreğinde, inovasyon sınırında bir ülke olarak Almanya’nın ve Japonya’nın yanına
yerleşiyor Çin.
1992 yılı, Çin’in o zamanki lideri Deng Xiaoping’in Güney Turu’na çıktığı, ülkenin
ekonomik politikasını “doğru” yola oturttuğu yıl esasen. Eski planlı ekonomiden yeni
“sosyalist piyasa ekonomisi”ne geçişin teyit edildiği yıl bir nevi.
Nedir? Çin, Deng Xiaoping’in Shenzhen, Zhuhai, Shanghai’yi kapsayan bir aylık
Güney Turu ile reform politikasında tutarlılık sağlayarak sağ alt gruba geçiyor 2014
yılından başlayarak.
Sağ alt grupta dünyada üretilebilen tüm ürünleri zaten üretebilme kabiliyetine sahip
ülkeler bulunuyor. Bundan sonra daha fazla zenginleşebilmeleri ve sıçrayabilmeleri
için olmayanı icat etmeleri gerekiyor. Onların yeniliklere ihtiyaçları var. Nedir? Şu
anda üretilmeyen ürünleri keşfedip üretecekler. Çin, 2014 sonrasında burada.

1Guüven Sak

Stratejik tercihini yaptı
Tasnifte sol alt grupta yer alan ülkeler ise zenginleşebilmek için bir tür stratejik tercihe
ihtiyaç duyan ülkeler. Ne demek? Kabiliyet havuzu ve imkanları sınırlı olan bu
ülkelerde, daha önce denenmemiş yeni bir işe yoğun kamu destekleriyle birlikte
odaklanmak lazım.
Çin’in aksine Türkiye, 1960’larda olduğu gibi 1971’de de bu sol alt grupta yer alıyor.
Türkiye’nin sağ üst grupta Çin’in bulunduğu noktaya doğru hareketi 1980’lerdeki dışa
açılma ve serbestleşme süreciyle başlıyor. Türkiye ancak 1980’li yıllarda imkan seti
geniş, sıçramak için doğru politikalara ihtiyaç duyan ülkeler arasına yerleşiyor.
Ancak Türkiye, Çin’in 1992 sonrasında izlediği “doğru” politikalara bir türlü
yönelemiyor, doğrultu tutarlılığı konusunda güven vermiyor. Avrupa Birliği sürecinin
bir siyasi istikrar unsuru olarak ne kadar önemli olduğunu ve 2000’li yıllarda kaçan
fırsatı görmemek mümkün değil bu noktada aslında.
Çin, ekonomik reformlar konusundaki siyasi tartışmaları 1992’de Deng Xiaoping’in
Güney Turu ile sona erdirip “doğru” politikalara odaklanıyor. Türkiye 2000’li yılların
başında AB süreci ile gelen benzer bir fırsatı değerlendiremiyor. Ne oluyor? Çin,
istikrarlı bir biçimde sağ alt gruba geçip, yenilikler sınırında bir ülkeye dönüşürken
Türkiye, sağ üst kümede salınmaya devam ediyor.
Shenzhen dinamik sanayi şehrine dönüştü
Deng Xiaoping’in 1992 yılındaki Güney Turu’ndan aklımda hep Shenzhen kaldı
doğrusu. Oradan da bakmak lazım, Çin’in serencamına. 1980 yılında Shenzhen’in
nüfusu 332 bin düzeyindeydi. Şimdilerde ise Shenzhen’in kentli nüfusu 18 milyon
civarında. Shenzhen 1980’li yıllarda Çin’de istiridyeleriyle meşhurdu. Şimdi artık
dinamik bir sanayi şehri; Huawei, Tencent, BYD fabrikalarına ev sahipliği yapıyor.
Shenzhen’in ayrıntılı hikayesini bir ara anlatırım.
1980’ler Çin’in bir sanayi ülkesine dönüşmesi gibi, Türkiye’nin de uyuşuk bir tarım
ülkesinden dinamik bir sanayi ülkesine geçiş dönemi aslında. 1970’lerde kurulan
siyasi ve diplomatik ilişkilerin ekonomik bir temele sahip olabilmesi için gereken
adımlar 1980’lerden itibaren atılıyor aslında. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde atılan
adımlar, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde hem Çin’de hem de Türkiye’de
meyvelerini veriyor.
Çin ve Türkiye, 1995’ten 2024’e hem birer sanayi ülkesine dönüşüyor hem de
dünyanın temel tedarikçileri arasına giriyorlar. Bu önemli bir sıçrama esasen.
1990’ların ikinci yarısında dünyanın ana tedarikçileri Batı Avrupa ülkeleri ve Amerika
Birleşik Devletleri. İhracatta hem ürün hem pazar çeşitliliğinde en önde Batı Avrupa
ve Amerika Birleşik Devletleri var.
2024’te ürün ve pazar çeşitliliğinde Çin, Türkiye ve Hindis­tan öne çıkıyor. Nedir? Çin
dünyanın temel tedarikçisi oluyor. Türkiye ile Hindistan da tabloda beliriyor.

2Guven Sak

Yatırım önemli hale geliyor
Ticaret ilişkilerinde gelinen bu aşama, önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki
yatırım ilişkilerinin niteliğini daha önemli hâle getiriyor. Geldiğimiz noktada Türkiye,
Suudi Arabistan ve Mısır’dan sonra bölgemizde en çok Çin yatırımını alan üçüncü
ülke konumunda yer alıyor. Ancak gelen yatırımın çoğunluğu krediler biçiminde.
Önümüzdeki dönemde, Türkiye’de odağı Çin sanayi yatırımlarına yerleştirmekte
fayda var. Çin yatırımları içinde en düşük paya sahip olan sıfırdan (greenfield) sanayi
yatırımları, Türkiye’nin Çin deneyiminden yararlanarak yenilikçilikte öncü bir ülkeye
dönüşmesi açısından son derece önemli.
Ben Türkiye-Çin ilişkilerine baktığımda, Türkiye’nin Çin’le bu alandaki iş birliğini
geliştirerek Çin’in 2014’te sağ üst kümeden sağ alt kümeye doğru yaptığı sıçramadan
gerekli ilhamı alması gerektiğini düşünüyorum.
Çin, o dönemde ne yaptığını biliyordu. Bizim de daha fazla vakit kaybetmeden bu
deneyimden ne öğrenebileceğimize bakmamızda fayda var doğrusu.
1- PROF. DR. GÜVEN SAK /TEPAV Kurucu Direktörü
2- Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Çin Uluslararası Ticareti Geliştirme
Konseyi (CCPIT) Başkanı Ren Hongbin ile TÜSİAD Yönetim Kurulu
Başkanı Ozan Diren, 3.Türkiye-Çin İş Konferansı’nda.