Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkilerin 1971 yılında tesis
edilmesinden bu yana, iki ülke ilişkileri önemli aşamalardan geçmiştir.
SELÇUK ÜNAL /T.C. Beijing Büyükelçisi-- Esasen yüzyıllar öncesine dayanan
ilişkilerin tarihi boyutu, her daim gelişmekte olan diplomatik, ekonomik ve kültürel
bağlarımızın temelini oluşturmaktadır.
Tarihi İpek Yolu’nun iki uç noktasında yer alan iki kadim medeniyet ve millet arasında
süregelen ticaret ve kültürel etkileşim, günlük hayattaki geleneklerimizde birçok
benzerliğe vesile olmuştur.
İki halk arasındaki etkileşimler Osmanlı İmparatorluğu ile Ming ve Qing Hanedanları
arasında artmış, birçok Türk ve Çinli seyyah İpek Yolu’nu kat etmiş, İmparatorlar
Osmanlı tüfeği, Çin porseleni ve ipek gibi hediyeleri teati etmiştir.
Her iki ülke tarih boyunca benzerlikleri paylaşmış, 19. ve 20. yüzyıllar boyunca dış
baskılar ve uluslararası sistemde değişen güç dengeleri ile karşı karşıya kalmıştır.
Türk Millî Mücadelesi ve Kurtuluş Savaşı zaferi dönemin Çinli entelektüellerince
takdir edilmiştir. Cai Hesen gibi Çin Komünist Partisi liderleri “Türk Halkı’nın
emperyalizme karşı Anadolu’da kazandığı zaferin tüm mazlum insanları
cesaretlendirecek bir gelişme olduğu”nu belirtmiştir. Müteakiben Türkiye Cumhuriyeti,
Çin ile 1925 yılında diplomatik ilişkiler tesis etmiş, Türk Büyükelçiliği’ni 1929 yılında
Nanjing’de açmış ve İkinci Dünya Savaşı döneminde dahi ülkeyi terk etmemiştir.
1971 yılında tesis edilen çağdaş diplomatik ilişkiler Türk-Çin ilişkilerinde yeni bir
dönemi başlatmıştır.
1980’lerden itibaren her iki ülkenin de dışa açılma, kalkınma ve ekonomik dönüşüm
süreçleriyle birlikte, ilişkiler daha dinamik bir mahiyet kazanmıştır. Karşılıklı temaslar
artmış, siyasi diyalog güçlenmiş, ekonomik ve ticari ilişkiler yeni bir ivme yakalamıştır.
Çok boyutlu dış politika
Türkiye’nin Çin ile ilişkilerini geliştirme iradesi, çok boyutlu dış politika anlayışımızın
doğal bir parçasıdır. Çin ile ilişkilerimizi geliştirme yaklaşımımız karşılıklı faydaya,
ekonomik tamamlayıcılığa ve bölgesel istikrara katkı sunma arayışımızın bir
boyutudur. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Çin Cumhurbaşkanı
Sayın Xi Jinping’in ortak iradesi, ikili ilişkilerimizin geleceği açısından güçlü bir siyasi
temel sunmaktadır. Sonuncusu, Tianjin’de düzenlenen Shanghai İşbirliği Örgütü
Zirvesi kapsamında 31 Ağustos 2025’te gerçekleşen iki Devlet Başkanı arasındaki
çeşitli görüşmeler, ikili ilişkilerin daha da ileriye taşınması yönündeki bu iradenin en
somut göstergesidir.
Türkiye-Çin ilişkilerinin bugünü ve geleceğinde ekonomik işbirliği merkezi bir yer
tutmaktadır. Siyasi diyalog, tarihi dostluk ve liderler düzeyinde ortaya konulan ortak
irade, ancak somut ekonomik kazanımlarla, karşılıklı yatırımlarla, dengeli ticaretle ve
halklarımızın günlük hayatına dokunan işbirliği alanlarıyla daha güçlü ve kalıcı hale
gelebilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ekonomik ilişkilerimizin nitelik, denge,
sürdürülebilirlik ve karşılıklı fayda bakımından da daha ileri taşınması
hedeflenmektedir.
Türkiye’nin en büyük ticari ortağı
Çin, diplomatik ilişkilerimizin 55. yıldönümü olan 2026’da Türkiye’nin en büyük ticari
ortağı olmuştur. Sanayiden teknolojiye, enerjiden ulaştırmaya kadar birçok alanda
ekonomik temaslarımız son yıllarda yoğunlaşmış olsa da, mevcut ekonomik
ilişkilerimiz iki ülkenin sahip olduğu potansiyelin üstündedir. Ülkemizin beklentisi, Çin
ile ekonomik ilişkilerin daha dengeli ve çeşitli bir yapıya kavuşturulmasıdır.
Çin pazarında Türk ürünlerinin daha görünür olması ve ihracatçılarımızın pazara
erişimini daha da açmak iki tarafın da yararına olacaktır. Türk sanayi ve gıda ürünleri,
hizmet sektörü, lojistik kabiliyeti ve yüksek kaliteli üretim kapasitesi Çin pazarı
bakımından değerli imkanlar sunmaktadır.
Ülkelerimiz arasında karşılıklı yatırımların artırılması ilişkilerimizde öncelikli
alanlardan biridir. Çinli firmaların Türkiye’de üretim, teknoloji transferi, Ar-Ge ve
istihdam odaklı yatırımlarını artırmaları, yalnızca Türkiye’nin dış ticaret dengesine
katkı sağlamakla kalmayacak; Çinli şirketlere de Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika,
Kafkasya ve Orta Asya pazarlarına erişim bakımından önemli avantajlar sunacaktır.
Türkiye; güçlü sanayi altyapısı, nitelikli insan kaynağı, genç nüfusu, stratejik konumu
ve geniş bölgesel bağlantılarıyla Çinli yatırımcılar için önemli fırsatlar sunmaktadır.
Bağlantısallık Çin ile ilişkilerimizde öne çıkan bir diğer boyutu oluşturmaktadır.
Türkiye, birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olan Orta Koridor ve Kuşak ve Yol
Girişimlerinin uyumlaştırılmasının iki ülkenin ötesinde bölgesel kalkınmaya değerli
katkılar sunacağına inanmaktadır. Havayolları bağlantısallığı da ekonominin ötesinde
halklar arası temaslara da hizmet ettiği için ayrı bir önem taşımaktadır. 2026’da Çinli
turistlere vize muafiyeti sağlanmasının ve Türkiye ile Çin arasındaki uçuş
frekanslarının haftada 56 sefere çıkartılmasının turizm ve ticareti daha da arttıracağı
düşünülmektedir.
Türkiye-Çin ilişkilerinin yeni ufku; karşılıklı saygıdan güç alan, ekonomik dengeyi
gözeten, halklar arasında dostluğu derinleştiren, bağlantısallığı artıran ve küresel
istikrara katkı sunan bir ortaklık vizyonudur. Geçmişimiz bize sağlam bir hafıza,
bugünümüz bize güçlü bir potansiyel, yarınımız ise daha iddialı bir işbirliği
sorumluluğu vermektedir. Bunun dostluk, sağduyu, karşılıklı anlayış ve stratejik
vizyonla ileriye taşınacağına inanılmaktadır. (China Today Türkiye)
1-Selçuk Ünal T.C. Beijing Büyükelçisi
2-Büyükelçi Selçuk Ünal, eşi Lerzan Kayıhan Ünal ile birlikte Türkiye
Cumhuriyeti’nin Chongqing’deki eski büyükelçilik binasını ziyaret etti.