☰
✕
Genel

Boğaziçi’nde iki halkın kalp atışını hissettim

Abone Ol

Çin Medya Grubu’nun Ankara Temsilciliği Müdür Yardımcısı, “Huihui Chen Stüdyosu”
sorumlusu Chen Huihui, Çin-Türkiye diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 55. yıl
dönümüne dair duygularını China Today Türkiye için kaleme aldı.
CHEN HUİHUİ/Çin Medya Grubu Ankara Temsilciliği Müdür Yardımcısı, “Huihui
Chen Stüdyosu” sorumlusu-- Merhaba ben Chen Huihui. Türkiye'deki dostlarımın
gözünde birçok farklı kimliğe sahibim. Çeşitli basın toplantılarında, keskin soruları ve
uluslararası gelişmeleri yakından takip eden Çin Medya Grubu’nun (CMG) ön
cephede çalışan muhabiriyim. İnternet dünyasında ise “Huihui Chen Stüdyosu”nu
yöneten ve milyonlarca takipçisine sahip bir içerik üreticisiyim.
Farkına varmadan, Avrupa ile Asya kıtalarını birbirine bağlayan bu topraklarda tam
yedi yıldır yaşıyorum. Yedi yıl, bir yabancının Boğaziçi’nin gün batımına âşık olması
için yeterli bir zamandır. Aynı zamanda Türkiye’nin birçok şehrinde de iz bıraktım.
Yakın zamanda “İstanbul Color Walk” adını verdiğim bir video projesi hazırladım.
Kalabalık turistik noktalara gitmek yerine, çamaşırların asıldığı ve rengârenk
boyanmış eski sokaklara girdim. Kameramın yakaladığı Türkiye, özenle hazırlanmış
bir manzara tablosu değil; martı sesleri, kebap kokuları ve komşular arasındaki sıcak
selamlaşmalarla dolu gerçek bir yaşamdır. Bu çeşitlilik ve kapsayıcılık, burada
geçirdiğim yedi yılın ardından Çinli izleyicilere aktarmak istediğim en değerli
duygudur.


Harabelerdeki sıcaklık
Hatay’ın Gözyaşları ve Kapalıçar­şı’daki “Kalp İşareti”…Bir gazeteci olarak kameram
yalnızca güzellikleri kaydetmiyor. Aynı zamanda acılara ve dayanışmaya da tanıklık
ediyor. 2023 yılında meydana gelen ani deprem, meslek hayatım boyunca asla
unutamayacağım bir haber deneyimi oldu.
Haber ekibimle birlikte ilk anda en ağır hasarı gören bölgelere gittik. Hatay’da her
yerde görülen yıkıntılar arasında, yakınları enkaz altında kalmış ve kurtarılmayı
bekleyen bir uçuş eğitmeniyle karşılaştım. O sırada artçı sarsıntılar devam ediyor ve
kurtarma çalışmaları zamana karşı yürütülüyordu. Elimi sıkıca tuttu ve gözleri
dolarak, binlerce kilometre öteden Çin’den bir kurtarma ekibinin geleceğini hiç
düşünmediğini söyledi. O anda sözlere gerek yoktu; avuç içindeki sıcaklık en gerçek
teselliydi.
Bu sınırları aşan ortak duygu, deprem sonrasında da sıcak ve incelikli bir biçimde
devam etti. Kısa süre önce İstanbul’daki Kapalıçarşı’da röportaj yaparken, halı satan
yaşlı bir esnaf mikrofonumdaki “CMG” lo­gosunu tanıdı. Her zamanki gibi bana
ürünlerini tanıtmaya çalışmak yerine işini bıraktı, dikkatle bana bir “kalp” işareti yaptı
ve içtenlikle Türkçe şöyle dedi: “Teşekkürler. Çin’in uzattığı yardım elini unutmadık.”

O anda Kapalıçarşı’nın kalabalık ve hareketli atmosferinde şunu derinden hissettim:
Diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yılı gibi büyük bir anlam taşıyan konu, aslında
her sıradan insanın samimi bakışlarında hayat buluyor.
Gerçekçi bakış açısı
Uluslararası kamuoyu alanında kültürlerarası iletişim köprüsü nasıl kurulabilir?
Türkiye nasıl daha objektif biçimde anlatılabilir? “Huihui Chen Stüdyosu”nu kurarken
karşılaştığım en büyük zorluklar bunlardı.
Çoğu zaman, büyük anlatılar somut insanlardan ve gerçek olaylardan koparıldığında
“havada asılı kalmış” bir görüntü verir. Stüdyomuz gerçeklere dayalı iletişim
anlayışında ısrar ediyor; bu da Türkiye’nin toplumsal dokusunun derinliklerine inmeyi
gerektiriyor.


Manisa’da, dar sokakların içinde saklı kalan bir el yapımı halı atölyesine girdim.
Kameramda, halı dokuyan kadınların ince ve zarif parmaklarının ipek iplikler arasında
hareket ettiğini gördüm. Binlerce yıllık bu eski zanaat, kadim Çin’in dokuma ve ipek
işleme geleneğiyle farklı yollarla aynı estetik değeri ortaya koyuyor. Bu görüntüleri
yerel ve samimi halk ezgileri eşliğinde düzenleyip paylaştığımda, yalnızca Türk
internet kullanıcılarından büyük ilgi görmekle kalmadı, aynı zamanda Çinli izleyiciler
de bu olağanüstü zanaatkârlık ruhundan derinden etkilendi.
İstanbul’daki bir ebru atölyesinde, tanınmış bir sanatçıyla “ilham” üzerine derin bir
sohbet ettim. Sanatçı, Çin geleneksel dağ ve su resimlerindeki “boşluk estetiği”
kavramını sık sık incelediğini ifade ederek şöyle söyledi: “Çin resmindeki ‘boşluk
estetiği’ kavramı, su yüzeyindeki renklerin dağılımına yaklaşımıma sınırsız ilham
verdi.”
O anda sanat, dilin sınırlarını aştı. Su yüzeyindeki renklerle Xuan kâğıdı (geleneksel
Çin resim kâğıdı) üzerindeki mürekkep izleri, Boğaziçi kıyısında zaman ve mekânı
aşan kültürlerarası bir buluşma gerçekleştirdi.
Çay kokusundaki yankı
Bir zamanlar Türkiye’nin çay memleketi Rize’de bir günlük “Türk çay kızı” oldum.
Sonsuz yeşilliklerle kaplı dağların arasında, yöreye özgü geleneksel başörtüsü
taktım, sırtıma bambu sepetini aldım ve yerel kadınlarla birlikte çay toplamayı
öğrendim. Yamaçta Türk kadınlarıyla yan yana oturup kehribar renkli bir bardak siyah
çay aldığımda, bir an için kendimi Çin’in güneyindeki çay bölgelerine dönmüş gibi
hissettim.
Türkiye’de çay, günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır; Çin’de ise çay, kültürün
ruhudur. Bu benzerlik, Çinli ve Türk halklarının ilk karşılaşmalarında bile bir çay
bardağı etrafında tüm mesafelerin ve yabancılığın ortadan kalkmasını sağlar.
Videomda Çin’in çay kültürü ile Türk çay geleneğinin buluşmasını anlattım. Çok
sayıda Çinli izleyici şu yorumu yaptı: “Meğer ruhlarımızın derinliklerine çay kokusu
işlenmiş.”

Coğrafyaları aşan bu “çift yönlü yakınlaşma”, medyanın halklar arasındaki gönül
bağlarını güçlendirme rolünün en güzel göstergesidir.
Yolumuza birlikte devam edeceğiz
Bu yedi yıl boyunca ayak izlerim Türkiye’nin büyük bir kısmına yayıldı. Van’ın
kedilerini gördüm; Mardin’in taş merdivenlerinde yürüdüm. Çin-Türkiye ekonomi ve
ticaret forumlarında umut ve beklentiyle parlayan girişimcilerin gözlerine de tanıklık
ettim.
Ben yalnızca kayda alan biri değilim; aynı zamanda bir “köprü”yüm. Kameralarımız
aracılığıyla giderek daha fazla Çinli izleyici, modernleşen, canlı ve kapsayıcı bir
Türkiye’yi tanıma fırsatı buldu. Ben de dijitalleşen, yenilikçi, dinamik ve insanî
değerlere önem veren Çin’i Türk halkına tanıtmak için çaba gösteriyorum.
55 yıl, insanlık medeniyetlerinin uzun tarihi içinde yalnızca kısa bir an olabilir. Ancak
Çin-Türkiye ilişkileri açısından bu dönem, İpek Yolu ruhunun 21. yüzyıldaki yeniden
doğuşudur.
CMG’nin Türkiye’de görev yapan bir muhabiri olarak, kameramla Türkiye’nin her
köyünü ve her köşesini keşfetmeye devam edeceğim. Gerçek, canlı ve hatta toprağın
kokusunu taşıyan anları kaydederek, iki ülke halkları arasında güçlü bir duygusal bağ
kurmaya devam edeceğim. Bu yazı, Türkiye’deki dostlarıma yazdığım bir aşk
mektubudur. “Bu toprakları ve burada yaşayan insanları derinden seviyorum.” Çin-
Türkiye diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 55. yılı kutlu olsun! Gelecek 55 yılda da
umarım bugün olduğu gibi, yine çaylarımızı yudumlarken karşılıklı oturur, eski günleri
konuşur ve gönülden gönüle bağ kurmaya devam ederiz.
1-2023 yılında Hatay’da deprem sonrası kurtarma çalışmalarını haber yaparken.
2-2026 yılında İstanbul’da dondurmanın tadına bakarken.
3-2025 yılında Manisa’da Türk el yapımı halı sanatını haberleştirirken